
Moda ve outdoor sektörlerinde PFAS kullanımına yönelik düzenlemeler dünya genelinde hız kazanırken, bluesign konuya ilişkin tüketici odaklı bilgilendirme platformunu güncelledi. Şirket, yeni içeriklerle birlikte tekstil sektöründe PFAS’tan uzaklaşma süreci, alternatif kimyasallar ve düzenleyici baskıların etkilerine dikkat çekiyor.PFAS olarak tanımlanan florlu kimyasallar; su, yağ ve leke iticilik özellikleri nedeniyle uzun yıllardır outdoor giyim, performans tekstilleri ve teknik kumaşlarda yaygın şekilde kullanılıyor. Ancak çevrede kalıcı yapıları ve insan sağlığı üzerindeki potansiyel etkilerine yönelik artan endişeler, sektör üzerindeki baskıyı artırıyor.
Yeni düzenlemeler yürürlüğe giriyor
2026 itibarıyla ABD’nin birçok eyaletinde ve Avrupa’da PFAS kullanımına yönelik yeni yasak ve sınırlamalar devreye alınırken, sektör çok katmanlı yeni bir düzenleme süreciyle karşı karşıya bulunuyor. Özellikle farklı ülkelerde uygulanan farklı eşik değerleri, geçiş tarihleri ve istisnalar; küresel ölçekte faaliyet gösteren markalar açısından uyum süreçlerini daha karmaşık hale getiriyor. Avrupa Birliği’nde yürürlüğe giren yeni kimyasal düzenlemeler ve çevresel beyanlara yönelik kurallar da markaların sürdürülebilirlik iletişiminde daha şeffaf ve doğrulanabilir verilere yönelmesine neden oluyor.
Alternatif çözümler öne çıkıyor
Sektörde PFAS’sız üretime geçiş hız kazanırken, poliüretan, poliakrilat, silikon bazlı apreler ve bitki bazlı mumlar gibi alternatif çözümler öne çıkıyor. Ancak özellikle outdoor ve performans ürünlerinde su iticilik, dayanıklılık ve kullanım ömrü gibi performans kriterlerini korumak hâlâ önemli teknik zorluklar arasında gösteriliyor. bluesign ise 2015 yılından bu yana PFAS kullanımını aşamalı olarak sınırlandırdığını ve Ocak 2026 itibarıyla sistemi içerisindeki tüm onaylı materyallerde PFAS kısıtlamasını tamamladığını açıkladı. Şirket, kimyasal yönetiminin yalnızca nihai ürün testleriyle değil, üretim sürecinin başlangıcındaki kimyasal girdilerin kontrolüyle sağlanması gerektiğini vurguluyor. Bu yaklaşımın hem düzenleyici uyum hem de tüketici güveni açısından giderek daha önemli hale geldiği belirtiliyor.













